BİZİ TAKİP EDİN
İSTANBUL, TURKEY
KATEGORİLER Rotalar 24 TEMMUZ 2012 / 14:07

Onlar WDW diyor ama, bence İtalya! (vol.1)


Onlar WDW diyor ama, bence İtalya!    yazım,  bu yaz yapmış olduğumuz uzun yol maceramızın ve WDW'nin bir özetidir, keyif almanız ve  yaptıysam hatalarımı  affetmeniz dileğiyle...


- vol.1 - 



15 Haziran 2012 Cuma iş çıkışı;


Osmanbey’de buluşuyoruz Akın ile Gülseda da oradalar, eşyalar toplanmış motorlara yükleniyor. Motorlara son bir bakış, herkesin kalbini duyabiliyorum. Anıl’la motorumuzun önünde artık geleneksel olacak fotoğrafımızı çekiliyoruz ve aylardır beklediğimiz an geliyor, Anıl'ın omzuna dokunuyorum; Tamamım gidebiliriz :)            



Yola çıkıyoruz, kafalarda trafik hakkında elbette fikirler var, hani az biraz yorulacağız ama   geçeriz diyoruz hem altımızda motorlarımız var onlar bizi daha nerelere götürecekler. Aralardan kenarlardan geçerek ilerliyoruz ama sanmayın ki sürüyoruz neredeyse yürüyoruz. İlk molamızı avcılarda veriyoruz. Anıl kenara çekti indik motordan (motorda motor yani, yan çantaları full top case desen tıka basa dolu )  trafik gitmiyor biz daha şimdiden tükendik. Bakıyoruz Akın'lar ufuk da yok. Küçük bir toparlanma yola devam daha çok geçmeden avcılar bayırında bizim multi nazlanmaya başlıyor bir iki stoplamadan sonra iyice bırakıyor kendini orta şeritte. İtalya yı fethedeceğiz derken İstanbul trafiği bizi tarumar ediyor.


Başka bir motorcu arkadaşın yardımı ile çekiyoruz kenara, multi yanıyor. Yandan geçen motorcu arkadaşlara sorun yok diyoruz makine soğusun diye bekliyoruz kokular geliyor acaba içerde neler yanıyor diyoruz, bekliyoruz. Yanımıza yanaşan bir motorcu yardım lazım mı derken onun motorda kendini bizimkinin yanında bırakıyor senin yardıma ihtiyacın var mı diyoruz ? :)





Böylede diyaloglarımız oluyor Avcılarda… o sırada haber alıyoruz Aydın abi ve Akınlar      Büyükçekmece de yemeğe başlamışlar...


Bir iki korkulu denemeden sonra Multi çalışıyor öğreniyorum ki çok da deneme yapamayacakmışız her deneme motorun aküsünden yiyormuş ve akümüz bitmeden sadece birkaç  hakkımızı varmış.. Neyse bizim kırmızı multimiz yüzümüzü kara çıkarmıyor sesi duyduğumuz gibi atlıyoruz üstüne avcıları geçince yol açılıyor gazlıyoruz Büyükçekmece’ye. Ülkeden çıkmadan son bir kebap ziyafeti çekiyoruz… İstikamet Keşan. Gece hava serinliyor Tekirdağ’a girmeden bir mola daha veriyoruz belki bir sıcak çay içeriz umuduyla ama onu da bulamıyoruz. Hadi diyoruz otele bir varalım yarın çok yolumuz var.


Oteli buluyoruz, meğer otel kendi başına bir hikâyeymiş.  Çok detaya girmeden kısaca geçeceğim bu bölümü. Odalara girdik hemen uyuduk, uyandık hemen çıktık… - mesela bizim odamızda havalandırmaya bakan küçük bir pencere vardı, o kadar başka pencere yoktu –


Sabah 9 – 9.30 civarı yola çıktık sınıra gittik oraya varınca yunan kapısından dönen başka motorcular boşuna gitmeyin ehliyeti soruyorlar deyince bizde evrak işlerine giriştik. Aydın abi Akın ve Anıl motorların işlerini hallettiler,   başladık kapıları geçmeye.  Evraklar, pasaportlar tamam olunca kapılarda hiç sorun yaşamadan geçtik 11 – 11.30 gibi yunan kapısını da geçtik. Kısa bir soluklanmadan sonra yunan polisi bulunduğumuz yer duraklama yapamayacağımızı söylüyor tekrar yollara koyuluyoruz. Önümüzde 600 km vardı feribot gece 12’de ..


Sıcağında etkisi ile kısa bir yol almadan sonra bir benzinliğe girip depoları dolduruyoruz kısa bir mola veriyoruz. Feribota ulaşma heyecanı diğer tüm heyecanlara göre daha baskın o gün. Otoyol da sürdüğümüzden henüz yabancı bir ülkede olduğumuzu da anlayabilmiş değiliz.


Yollar dümdüz- asfalt süper, tam da bize dendiği gibi lastiklerimiz daha yunan asfaltında siyah rengi buluyor. Öğlen yemeği için bir sahil kasabasına dalıyoruz, yan masadakinden istiyoruz diyoruz  menü yunanca olunca, garsonda İngilizce bilmeyince yan masayı göstererek derdimizi anlatıyoruz. Yemekler geliyor hindi mi tavuk mu domuz mu derken hepimiz silip süpürüyoruz önümüzdekileri, kahvelerimizi içiyoruz hesap geliyor. Bir şeyler yazıyor ama anlamıyoruz anladığımız kadarıyla ve sinirle paraları masaya döküyoruz çünkü sanıyoruz ki 99 euro yazıyor hesapta… Meğer yunan kardeşlerimizin 2 si bizim 9 gibiymiş hesabın 22 euro olduğunu anlayınca birden keyfimiz yerine geliyor dönüşte de buraya gelelim mutlaka diyoruz güle oynaya çıkıyoruz mekandan :D …. Bir sonraki benzin molamızda Selanik yakınlarındayız, navigasyon bize küçük şaşırtmalar yapıyor otoyoldan uzaklaşıyoruz. Bir benzinciye giriyoruz orda da yunanlar bize kahve ısmarlıyorlar. Sanırım Anıl orada içtiği frappuccinoyu tüm tatil boyunca başka bir yerde bulamadı kahve molasından sonra navigasyona güveniyoruz yine yola çıkıyoruz bu seferde bizi yunan polisinin önüne atıyor günün yarısından çoğunu tükettik hızlı hareket etmemiz gerekiyor derken bir pasaport kontrolüne takılıyoruz. Yanlış hatırlamıyorsam daha 300 km’miz vardı.


Kavala, Selanik, Ioannina derken yaklaşıyoruz Igoumenitsa’ya. Igoumenitsa’ya yaklaştıkça tüneller artıyor yükseklere çıkıyoruz güneşide batırıyoruz... Yemyeşil dağların arasından ve km’lerce süren tünellerden geçtikçe üşüyoruz yolda bir giyinme molası veriyoruz sonra yine yollar.


Artık sabırsızız, hem ilk günün hamlığı hem de feribota yetişme heyecanı iyice sardı bizi. Gideriz yaparız hadi az kaldı nidaları ile akşamüstü serinliği de bize yardımcı oluyor akşam 10 gibi limana varıyoruz. Birer hot dog atıyoruz limanda yerimizi alıyoruz. Biz oradayız ama feribot yok yaklaşık 1- 1.30 saat gecikmeli olarak biniyoruz feribota.  Feribotu beklerken bir Türk kardeşimiz bize dönüyor uzun yola çıkacaksanız şunlardan alın onlar çok rahat diyor bir GS’i işaret ediyor. Gülümsüyoruz ve yanından uzaklaşıyoruz  :)


 


Feribota motorlarla biniyoruz bizimkiler hemen eğik yan yana park ediyorlar, görevli geliyor dik park edin diyor bizimkiler ık mık edince adam yerdeki demirleri gösteriyor dik park edecekler ki o da motorları kalın halatlarla demirlere bağlayacak. Başında bekliyoruz, hatta bizimkiler neredeyse kendileri bağlıyorlar.






Airseatlerimize çıkıyoruz, baya otobüs koltuğu diyelim biz size, bir önceki geceden kalan yorgunluğa birde bugün eklenince yarında 400 km miz var olunca uyumalıyız diyoruz :)


 Yunanistan değerlendirmelerime gelince;




  • Sabah sınır erken geçilmeli

  • Benzinlik konusu bahsedildiği gibi zor ve bulunmaz değil – tabelaları okumak yeterli

  • Yollar süper

  • Son 200 km virajlı, yorar demişlerdi – belki biz zaten yorulduğumuzdan bize ekstra bir yorgunluğu olmadı ve aslında bence yolun en güzel kısmıydı

  • Yemekte yediğimiz o et aydın abiye alerji yaptı sanıyoruz, siz orda yemeyin nolur nooolmaz :)

  • Otoyolların paraları makul denebilir motosiklet – 1,40 euro

  • Feribot biletlerimizi önceden alın, aynı fiyata yataklı odalar vardı 5,6 ay öncesinde.


Sabah Bari’deyiz. Bari’ye girer girmez italya’da olduğumuzu hissettik. Binaların ihtişamı ve sokaklardaki hava bize yeni bir heyecan verdi. Yola çıkmadan önce benzinlik arayışına koyulduk. Biz türk kafası burada ki gibi koskoca yapılar ararken şehrin içindeki iki benzin makinesi bizi şaşırttı. Orada öyle şehrin içinde 500 – 600 m2 leri kaplamıyormuş benzinlikler geniş kaldırımların yol kenarına yerleştirdikleri iki depo ile işlerini halledebiliyorlar. Pazar günü olmasından kaynaklı birkaç kapalı benzinlikten sonra kendimize açık bir benzinlik bulduk depoları doldurduk ve yola koyulduk. Roma bekle bizi :)



İtalya’nın meşhur otobanlarına attık kendimizi… gazla gazla gazlaaa….. roma’ya gidiyoruz… 450 km yolumuz var. Yola çıkmadan önce belki yol üstünde bir Napoli yaparız demiştik ama hem 2 uykusuz gecenin yorgunluğu hem sıcak hem de İtalya’nın otobanları eklenince otobandan çıkmadan tüm yemek ve molalarımızı otobandaki meşhuuuuurr Autogrill’lerde hallettik. Otoban yolculuğumuzla birlikte İtalya’ya para kazandırmaya da başlamıştık. Durduğumuz her gişe bizi duygusal olarak çok yıprattı diyebilirim. 10 – 20 – 30 bıraka bıraka bir haller olduk =) neyse bu kısım pek hatırlamak istediğimiz bir kısım değil aslında :P


Şunu belirtmeliyim ki ne kadar yorulmuş olursak olalım esasen içinde bulunduğum durum şuydu; Sevgilimle yaklaşık 1 yıldır planladığımız turumuza çıkmıştık. Ne kadar yorulursam yorulayım o an sevgilimle roma yolundayım ve bunun heyecanından daha yoğun hissedebildiğim hiç bir şey yoktu.


Roma’da kalacağımız yerin rezervasyonunu İstanbul’da yapmıştık. (http://www.campingtiber.com/) çok fazla lüks ve konforun peşinde olmayan herkese tavsiye edebileceğim bir yerde konaklayacaktık bundan sonra ki 3 gece. Hem Roma da hem yeşilin içinde olabilmekte Anıl’la bana ayrı bir keyif veriyordu işin doğrusu.


Navigasyon sağolsun camping’imize vardık. İyi ki Aydın abiyi dinledikte o navigasyonu aldık yoksa yollarda kaybedeceğimiz zamanla bir gezi daha yapılırdı herhalde. Neyse odalarımıza yerleştik herkes duş hayali ile yanıp tutuşuyor. Banyoya bir giriyoruz ne şampuan hadi onu geçtim ne sabun var. Tamam diyoruz market vardır elbet alırız ama unutuyoruz ki bugün Pazar ve biz İtalya’dayız. Saat 8 tüm marketler ya da şöyle söyleyeyim ne var ne yok kapanmış etrafta. Kahraman sürücüler kahramanlıklarını konuşturuyorlar bize şampuan ve sabun bulup getiriyorlar. Biraz kazıklanıyoruz ama olsun hasret kaldığımız duşlarımızı alıyoruz, (bu sırada anıl gezinin devamında gelenekselleşecek olan çöpe tişört atma kutlamalarına başlıyor :P )  sonrada tekerlekli evlerimizin önünde ki ağaçların altındaki masalarda buluşuyoruz şöyle bir geri dönüp bakıyoruz kendimizle gurur duyuyoruz, mutlu oluyoruz ama artık uyuyalım diyoruz.



İtalya turumuzun şehir gezgini kuşları ( Akın ve Gülseda ) kendilerini sabahtan Roma sokaklarına atıyorlar geri kalan bizlerde Tiber camping’in havuzuna ;) …  Biraz havuz ve güneş keyfinden sonra bizlerde çıkıyoruz Roma sokaklarına. Roma masal gibi bir şehirdi. Yürüyebildiğimiz kadar yürüdük aşk çeşmesi, İspanyol merdivenleri, collesıum, tiramisu , roma dondurması ( 25 euro ), meydanlar derken daha ilk günden fazlasıyla tatmin olduk. Bir Anıla bakıyordum bir çevreme mutluluktan uçmaya çalışıyordum da Anıl tutuyordu beni sanki :)



Romada ilk günümüz tamamıyla bir kültür turu .. pizzalara deneniyor, tiramisular tadılıyor, kahveler içiliyor.. yor…. Yooooorr … Romada akşam olurken Akın’larla buluşuyoruz hadi yemek yiyelim diyince kendimizi pizza Navona atıyoruz. Yemek sipariş ederken bir bakıyoruz Akın’la Gülseda Aşk çeşmesi görmeye gidiyorlar, bekliyoruz bekliyoruz yoklar etrafımda gizemli konuşmalar dönüyorlar Anıl bence konuşuyorlar diyor Akın abide olabilir diyor. - NOLUYOR-  diyorum benden bir şeyler gizleniyor sinirleniyorum kimse oralı olmuyor bende artistlik yapıyorum, aman bana ne gibilerinden sonra bizim kuşlar bir geliyorlar meğer Akın Gülseda’ya evlenme teklif etmiş kutlama eğlence derken hesabı Akın arkadaşa bırakıyoruz ve bizde, onlarda mutlu kalkıyoruz yemekten ;p   . Elimizde şaraplar, mükemmel Roma yorgunluğu ile dönüyoruz Tiber’e.












Benim için Roma’dan bahsettikten sonra birazda Anıl için Roma’dan bahsedeyim.  Sokaklarında yürürken, Roma her ne kadar herkesin aklını başından alabilse de Anıl ve Aydın abi için bir ducati her şey demekti. Yollarda gördüğümüz her Ducati bir tarihi eser edasıyla inceleniyor ve fotoğraflanıyordu. E bende onlarla buralara geldiğime göre bu cefayı birlikte çektiğimize göre her türlü sefayı da birlikte sürecektik, işin aslı bir ducati incelemek benim içinde o kadar sıkıcı değil :P Ne de olsa vatanındayız ya ducatinin biz her köşe başında bir ducati arıyoruz ama maalesef aradığımızı bulamıyoruz, tabiî ki sokaklarda ducatiler ve kullanıcıları var ama bizim hayallerimizde ki kadar çok değil.








Ertesi sabah bir öncekinin aynısı :P Biz havuza onlar şehre.. Yine Öğleden sonra Roma’dayız. Bu sefer farklı bir hedefimiz var DUCATİ CAFFE Sokakları size anlatabileceğimi düşünmüyorum gidilip yaşanması görülmesi gereken yerler. Ama şunu söyleyebilirim her cadde yeni sürprizlerle karşılıyor sizi. Biz Roma’yı yürüyerek gezdik ama bisiklet kiralamakta bir o kadar mantıklı. Hem trafik hem sokaklar çok müsait zaten birçok bisiklet kiralama noktası bulabiliyorsunuz. Daha fanteziye kaçacağım derseniz bir gingerla da Roma’yı gezebilirsiniz :D


Tarihi mekânlar gezimizi bitirir bitirmez Anıl’la Aydın Abi kendilerine geliyorlar ve hemen Ducati Caffe yollarına düşüyoruz.  Benim ufak bir hatam sonunda kafeye azcık uzak bir noktada taksiden iniyoruz   :D ama kısa bir yürüme mesafesinden sonra Ducati Caffe tabelasını görüyoruz ve adımlarımızı sıklaştırıyoruz. Tamda bir dinlence saatinde Ducati Roma Caffe’de içkilerimizi yudumlamaya başlıyoruz. Pardon öncesinde kafenin içinde bulunan ducati shop a dalıyoruz :) . Ufak bir alışveriş çılgınlığının ardından anın tadını çıkarıyoruz.










Fotoğraflarımızı çekiliyoruz ducatiye has isimlendirilmiş içkilerimiz tükenince camping’e doğru yol alıyoruz. Roma’da son bir günü batırıp trene biniyoruz. Yarın heyecanla beklenen bizi motorla italyaya sürükleyen WDW’ye gidiyoruz.



Roma değerlendirmelerime gelince;

  • Her köşesi ayrı güzel, geniş sokaklarına bayıldım.

  • Yürümekte güzel ama vaktiniz var ise mutlaka bisiklet kiralayın - çok aklımda kaldı :) -

  • Novano meydanını birde gece görün

  • Soğuk kahve nedir pek bilmiyor. Siz sıcaklarından şaşmayın

  • Hangi sokağa gireceğim diye düşünmeyin bile. Hepsi güzel

  • Güzel, harika, Muhteşem...

  • Heryer ducati kaynamıyor...


devamı burada