30 Eyl2014

Ducati Scrambler

by Tufan Vardar

Uzunca bir meraklandırma kampanyasının ardından Ducati Scrambler en sonunda Almanya ‘da düzenlenen Intermot 2014 fuarında karşımıza çıktı. 803 cc hacmindeki hava soğutmalı L-Twin motorunu daha önceki Hypermotard ve Monster 796 modellerinden tanıyoruz. Aynı motor bloğu, alt devirlerdeki torku arttıran ayarlamalar yüzünden 75 HP olarak karşımıza çıkıyor. 60-26 DUCATI SCRAMBLER ICON

Yuvarlak farına ve depo tasarımına aldanıp onu retro olarak nitelendirebilirsiniz. Ducati ‘ye göre Scrambler retro bir motosiklet değil. Aksine modern detaylara ve eğlenceli sürüşe sahip, pratik bir motosiklet. Sele altında bulunan USB şarj girişi, standart ABS Brembo frenleri, LED park / stop lamblaları ve LCD gösterge paneli gibi unsurlar bu görüşü destekler nitelikte. Unutmadan depo kenarlarındaki alüminyum kapakların değiştirilebildiğini de eklemek gerekiyor.

IMG-20140930-WA0025

 

Ducati Scrambler dört değişik tarz ile karşımıza çıkıyor:

Göz alıcı sarı ve kırmızı renkleriyle baz model ICON,

Yoldan çıkmaya teşvik eden detayları ile URBAN ENDURO,

Kısa çamurluk, yarış tipi sele ve alçaltılmış gidon gibi sportif unsurların yanında Termignoni egzoz sistemi ile birlikte gelen caddelerin bıçkın delikanlısı  FULL THROTTLE,

Kahverengi klasik selesi, alüminyum çamurlukları, tel jantları ve turuncu rengi ile 1970 ‘lerin ruhunu yansıtan CLASSIC.

Geriye sadece tarzınıza uygun olan Scrambler ‘ı seçmek kalıyor.

scrambler-4

Pirelli ‘nin bu model için özel olarak tasarladığı dişli lastiklerle birleşen 18” çapındaki ön jant özellikle ülkemizin bozuk yollarında oldukça yardımcı olacak gibi görünüyor. Tabii burada 41 mm kalınlığındaki Kayaba marka ayarlanabilir amortisör sisteminin karakteristik özellikleri büyük bir merak konusu. Scrambler, motor hacmine göre hafif sayılabilecek 170 kiloluk ağırlığı, alçak yapısı ve geniş gidonu ile manevra kabiliyeti hakkındaki beklentilerimizi yüksek tutmamıza yol açıyor. 79mm olarak belirtilen sele yüksekliği ise ayaklarını zahmetsizce yere basmak isteyen sürücülerin ilgisini çekecektir.

tumblr_ncqb7uLUnD1tddtujo1_1280

Scrambler ismi ingilizcede Scramble yani “harmanlamak” sözcüğünden türemiş. Anlık yaşayan, yeniliklere açık, özgür bir ruha sahip, yüreğinin götürdüğü yere gidebilen, pozitif, sürüden ayrılan şahsiyetlerin anlayabileceği bir motosiklet. Aslında o bir motosikletten çok öte, bir hayat felsefesi.

Geçtiğimiz senelerde Ducati ‘nin geniş kitlelere hitap eden minimalist modeli Monster 696 idi. Yeni Monster serisinin hem fiyat hem de donanım olarak minimalistlikten uzaklaştığını görünce akıllarda ister istemez, “acaba uygun fiyata Ducati sahibi olmanın sonu mu geldi?” gibi sorular oluşmuştu. İşte tam burada Scrambler imdadımıza yetişti. İkonik tarzı ve uçsuz bucaksız aksesuar seçenekleri ile gönülleri fethetmeye hazır görünüyor.

Baz modelin Amerika liste fiyatı Monster 696 ‘dan yaklaşık 500$ daha ucuz. Bu durum 2015 yazında Türkiye yollarında görebileceğimiz Scrambler ‘ın fiyatı hakkında aşağı yukarı bir fikir sahibi olmamızı sağlıyor.

IMG-20140930-WA0027

Bu furyayı  http://scramblerducati.com adresinden takip edebilirsiniz.

20 Eyl2014

Ducatistanbul WDW 2014’de…

by Balago Zanis

FB-Cover_03_WeReGoing_WDW2014

Aylar, haftalar geçiyor ve saatler kalıyor kontağın çevrilip 10 gün boyunca hep fotoğraflarda gördüğümüz güzel coğrafyalarda teker çevirmeye..dile kolay, sadece 2 yıl önce gerçekleştirdiğimiz Thassos seferi bu yolun sadece ilk gününü oluşturuyor ve geride bırakılacak mesafe 2 yıl öncesinin neredeyse 7 katı.

Geçilecek ülkeler sırasıyla Yunanistan, Makedonya, Arnavutluk, Karadağ, Hırvatistan ve İtalya, büyük fotoğrafta ise 1700 km civarında bir yol sonunda WDW 2014’e ulaşmak var.

Türkiye’de son gece, uyumam lazım ama uyku tutmuyor, ya deli sıcaktan ya da heyecandan ama sanırım sıcağın etkisi biraz daha ağır basıyor. Saat 4 civarı uyanıyorum, planımız 5 gibi Ataköy’de buluşup sınıra doğru yola çıkmak.

DSC_4824

Buluşma noktasında herşey yolunda, kısa aralıklarla sürücüler bir araya geliyor, Aydın Aga ile buluşmak üzere Beylikdüzü’ne doğru yola çıkılıyor. Gün doğumu bizi takip ediyorken, İpsala sınırda son yakıtları almadan önce depolar dolduruluyor ve yoldayız.

Rutin işlemler sonrası İpsala sınır sorunsuz geçiliyor

DSC_4835

ve Yunan topraklarında ilk benzin ikmalimiz ertesi Kavala’ya doğru gaz açıyoruz

Öğle saatlerinde otelmize varıp, üstümüze rahat birşeyler giyiyoruz, şömine hazır, gazozlar ilaçlı…

DSC_4843

Otel yönetimi ilgili ve samimi, bizi uyardıkları tek nokta, motorları garaja indirirken ve çıkartırken sessiz olmamız, otel yönetiminde yaşlı bir bayanla sohbetimizde, kırık Türkçe’si ile atalarının Karadeniz’den buralara geldiğini söylüyor, evi gurbet, gurbeti ev yapan Midilli göçmeni bir dedenin torunu olarak buruk bir gülümseme oluyor yüzümde.

Bu arada kuzenim Intruder da otelimize 500 mt kadar uzakta nişanlısı ile kalıyor ve o gün Türkiye dönüşü öncesi kısa bir süre için bize uğruyorlar.

DSC_4850

Ertesi sabah azami özen ile motorlar garajdan çıkıyor ve Makendonya’ya doğru kontağa basıyoruz.

Yunan sınır çıkışında beklenen aksine herhangi bir işlem yapılmazken,

DSC_4856

Makedonlar Aydın Aga’ya nahoş bir süpriz hazırlamışlar. Aga’nın hazırlattığı Yeşil Sigorta’da Makedonya işlenmemiş ve sınır görevlileri yanılmıyorsam 40 Euro civarında bir sigorta bedeli talep ediyorlar.

El mecbur, bedel ödeniyor, Çek Cumhuriyetinden bir çift de aynı sebeple sınırda takılmış ama bir an önce işlemi yapmak yerine, küfür etmeyi tercih ediyorlar.

DSC_4860

Keşke Aga’ya hazırlanmış tatsız süprizler bu kadarla kalsaydı..

Ohrid’de otele yerleşirken resepsiyonda bir zarf gözümüze ilişiyor…

DSC_4862

Adın yeter Patron :)

Makedon yolları vasatın üstünde ama Yunanistan ile karşılaştırıldığında bir kalite eksikliği bariz ama sürüş kalitesini ciddi etkileyecek bir sıkıntı yok. Bitola eski günlerin izlerini hala taşıyan yorgun binaları ve kaygan yolları ile gri bir karakterde ama özellikle dağ yollarından Ohrid’e iniş oldukça keyifli.

DSC_4867

IMG-20140713-WA0082

Akşama doğru şehir geziliyor, fotoğraflar çekiliyor,

DSC_4879

IMG-20140713-WA0110

sahildeki Lavazza Kafedeki Türk garson bayan da bize hoş bir süpriz oluyorken hava çok hızlı şekilde soğumaya başlıyor ve ciddi canımızı sıkan gelişme de yolumuz üstündeki gökgürültülü sağanak uyarısı. Yatarken tadımız kaçık zira rotanın yol kalitesi bakımından en düşük beklentiye sahip olduğumuz ülke Arnavutluk.

Ertesi sabah pırıl pırıl bir gün ışığı ile uyandığımızda keyfimiz yerine geliyor..

IMG-20140714-WA0024

Yoksa bir Sparta’lı mı var orada???

IMG-20140714-WA0005

DSC_4891

45 dk civarında bir yol ertesi Arnavutluk sınırındayız, bu sefer de sınırın Makedon tarafında bir işlem yok, Arnavut görevliler bir sıkıntı yaratmadan işlemleri bitiriyorlar.

Arnavutluk girişi enfes bir inişle bizi karşılıyor…

DSC_4903

DSC_4911

DSC_4920

Duyduklarımızdan ötürü Arnavutluk yollarında normalden biraz daha defansif gidiyoruz, sıkıntımız modern bir otoyol sistemi namevcut ve sınır ertesi başlayan yol eski usül gidiş geliş, çift şerit bir yol olduğundan, ortalama hızımız 50-70 km arasına düşüyor ve zaman kaybetmeye başlıyoruz, ne var ki çok da özellikli olmayan yerleşim yerleri dışında enfes bir doğa bize eşlik ediyor.

Bahsi geçen yollları geride bırakırken, bir anda 4 şeritli bir otobana çıkıyoruz ve hızımız doğal olarak yükselirken, keyfimiz artıyor, bu arada mafioso görünümlü bir Mercedes S ve BMW 7 roket gibi yanımızdan geçiyorlar. Ne var ki otoban keyfimiz 10 dk civarı sürüyor ve şikayet ettiğimiz çift şeritli, gidiş geliş yollarda buluyoruz kendimizi, ortamala hız gene 50 -70 km arası. Artık Tiran’dayız, açıkçası ben şehri bahsedildiği kadar ilkel ve geri kalmış görmedim ama trafik kalitesi bakımından Afganistan düzeyinde olduklarına şüphe yok. Döner kavşaklarda biçilmemeye gayret edip, bir an önce şehirden çıkmaya gayret ediyoruz.

Neyse ki Tiran çıkışında yollar nisbeten düzgün, en azından bölünmüş duble yollardayız bir süre boyunca ama yoğun trafik ve yüksek sıcaklık molaları mecbur kıldırıyor.

IMG-20140714-WA0067

Arnavutluk’taki son km’ler ertesinde Karadağ sınır kapısındayız. Arnavut çıkışında ve girişinde uzun birer kuyruk mevcut. Karadağlı polisler bizi hemen bir kanala yönlendiriyorlar ve hızla işlemler tamamlanıyor.

DSC_4924

* Bu arada Makedon sınırına yaklaşırken yaşadığım bir olayı aktarmayı unutmuşum, affınıza sığınarak kısa bir flash back yapıyorum. Sınıra doğru Yunan otobanı her daim olduğu gibi enfes. Hızımız yüksek seyirlerde gidiyor, bir süre sonra sırtımda bir dengesizlik hissediyorum ve sağımdan gelen güneşin oluşturduğu gölgeme baktığımda, sırt çantamın bir bahar çiçeği gibi açıldığını görüyorum. Yol da tek yön olduğundan geri dönmek gibi bir seçenek mümkün değil, hasar tespitinden sonra Burak’la öndeki üçlü’ye yetişiyoruz.

Yol tanrısına kurban edilen adaklar, bir’i Ducati Moto GP t-shirt’ü 2 adet t shirt ve bir’i yüzme diğeri cadde kullanımı için 2 adet şort, feda olsun, zaten t-shirt’ün kralının olduğu topraklara gidiyoruz.

Karadağ topraklarındaki ilk km değil, ilk metre de değil, ilk santimetrelerde uygar bir Evropa ülkesinde olduğunuzu anlıyorsunuz ve kendimize geliyoruz. Enerjimizin çoğunu Arnavutluk’da harcamış olmamız bir şanssızlık.

DSC_4934

Bar ve Budva gibi enfes sahil yerleşimlerinden sonra, Kotor fiyord’u öncesi tırmanışa geçiyoruz.

Ve güzel Kotor, merhaba sana…

DSC_4937

Sana da merhaba patron :)

DSC_4931

Zamanın iyice yavaşladığı, sakin bir hayat peşinde olanlar için kurtarılmış bir yer burası. Tipik alçak binaların önündeki zarif taş iskeleler sizi bir göl ilüzyonuna sahip Adriyatik sularına salıyor.

DSC_4943

Ertesi sabah Kotor merkeze yola çıkıyorken…
Navigatore de sabahı karşılıyor…

DSC_4945

Old Town’a nöbetleşe ziyaretlerde bulunuyoruz. 10 dk’da bir Kale’ye giren turist adedi inanılmaz…

IMG-20140715-WA0010

DSC_4949

DSC_4953

Merkezde son kareler ertesi, fiyord boyunca boğaza doğru ilerlemeye başlıyoruz..

IMG-20140715-WA0053

DSC_4956

DSC_4959

DSC_4960

Boğazın diğer ucuna geçiş 2 Euro ve 10 dk kadar sürüyor..

Hırvat sınırna doğru, bu sene için Karadağ topraklarında son dakikalar…

IMG-20140715-WA0068

Ve Hırvat topraklarına ulaştırken Aydın Aga’ya hazırlanan tatsız süprizlerin ikinci ve sonuncusu da karşımıza çıkıyor. Polis hazırlanan yeşil sigortayı kabul etmiyor ve Aga’dan 90 Euro talep ediliyor. Ödeme işlemi yapılırken, 38 derece sıcakta, bize bir plastik su bardağı vermeyip, kelimenin tam anlamı ile kıçını dönen polisler, buralara gelin de yolcuya nasıl davranılır görün.

İşlem biter Hırvat topraklarına girilir, kısa süre sonra birden karşımızda Dubrovnik…

DSC_4969

Otele yerleşiyoruz, resepsiyonistte kıl bir tavır var, ki kokusu adım adım çıkıyor. Önce 2 odalık rezervasyon bize tek oda çakılmaya çalışılıyor, ardından yenen mütavazı bir yemek duble fiyattan geçirilmeye çalışılınca eleman meydan dayağından sıyırıyor.

Old Town ziyaretinden ve Dubrovniğin geri kalanından kareler.

DSC_4972

DSC_4974

DSC_4982

DSC_4989

IMG-20140716-WA0015

IMG-20140716-WA0026

Kısa bir not; beklenenin aksine Hırvatistan’da Euro yerine, kendi para birimleri olan Kuna geçiyor, kimi yerler direkt Kuna kabul ederken, kimi yerler de Euro alıp, para üstünü Kuna verdi. Giderken bu duruma hazırlıklı olun.

Ertesi sabah çıkış işlemleri sonrası Yiğit’in arka lastikteki metal parçasına teşhis koymak üzere bir lastikçiye yanaşıyoruz..

Doktor durum ne?

DSC_4994

Anladın sen onu…

DSC_4993

İstikamet Split, zemin azmaya müsait, Bosna sınırına 1 2 km kala, sol taraftan bir polis aracının giriş yaptığını görüyorum, umudum bize salça olmaması…

Sorumun cevabı mı?

IMG-20140716-WA0002

IMG-20140716-WA0003

Sınıra metreler kala sağa çekiliyoruz, kısa süre sonra polis abiler ulaşıyor, sen, sen, sen diyerek aralarında benimkinin de olduğu 3 motoru işaret ediyor. Suçumuz, köprü üstü hatalı sollama, adam başı 37 Euro’yu ateşleyip, üstüne bir de hatıra fotoğrafımızı çakıyoruz..

IMG-20140716-WA0005

Bosna sahil hattında sayılı dakikalar geçirdikten sonra tekrar Hırvat ülkesindeyiz..

IMG-20140716-WA0006

IMG-20140716-WA0020

IMG-20140716-WA0023

Kısa bir bağlantı yolu ertesi otobana çıkıp zaman kazanıyoruz…

IMG-20140716-WA0024

Split girişi…

IMG-20140716-WA0022

Splitteki bayan otel sahibemiz, Dubrovnikteki tatlı su kurnazından sonra bir melek, enektarları bize verip, yarın görüşürüz dedikten sonra buhar oluyor. İlk ve ikinci günün deniz kenarı zamanını yakındaki Radisson Blu’nun tesislerinde geçiriyoruz. Herşey 10 numara.

Ertesi akşam 8’de Ancona feribotundayız, ön sırada park eden Ducati grubu ile psikolojimiz değişiyor ve WDW havasına daha bir giriyoruz.

DSC_5004

DSC_5008

DSC_5011

Gemimizin durumu çok heyecan verici değil ama yolcu sayısının düşüklüğünden mütevellit resepsiyon bir güzellik yapıyor ve kamaralarımız su seviyesi altından, insani rakımlara ulaşıyor.

Ancona’ya varış ertesi ,süratle Rimini’ye intikal ediyoruz, heyecan yavaş yavaş yükseliyor…

Otoban çıkışında çeşitli ülkelerden gelen diğer Ducatista’lar ile kaynaşma başlıyor ufaktan…

IMG-20140718-WA0000

IMG-20140718-WA0001

IMG-20140719-WA0012

Otele yerleşme öncesi yoldaki Ducati filoları etkileyici. Otel işlemleri bitimi sonrası festival alanına çıkıyoruz, yolumuz 15 dk kadar sürüyor.

Ve menzile varış…

IMG-20140719-WA0014

IMG-20140719-WA0020

Bir algı karmaşası, kırmızı bir deniz içinde gönüllü alabora oluş…WDW’deyim, yüzlerce, binlerce Ducati, gönüldaş, tamamen stock halde bırakılmış 916’lar, 999’lar, ancak dikkatle bir gözün asıl modelini anlayabileceği Multi’ler, S2r’lar.

DSC_0003

DSC_0008

DSC_0009

DSC_0010

DSC_0011

DSC_0015

DSC_0016

DSC_0017

DSC_5031

DSC_5032

DSC_5034

DSC_5036

IMG-20140719-WA0045

İlk dakikilarda yapılan planlar, kısa zamanda çöpe atılıyor ve serbest stilde dalıyoruz ortama. Superbike çadırında 888’den, Panigale’ye efsane makineler,

916’nın km’ye dikkat…

DSC_0040

Superleggera çadır sonunda, ana parçalara incelenmek üzere demonte vaziyette bekliyor…

Jantının tekini elime aldığımda yaşadığım tek his büyük bir şaşkınlık, belli bir hafiflik beklentin var ama jant sanki plastikten yapılmış gibi..

Dışarıda da İsviçre ve diğer Avrupa ülkelerinden gelmiş Superleggera’lar park halinde…

DSC_5061

DSC_5062

DSC_5065

DSC_5066

IMG-20140720-WA0000

bir diğer çadırda Superquadro motoru sökme takma yarışmaları, Tudor çadırında ise Diavel’ler drag yarışına hazırlanıyor.

IMG-20140718-WA0011

IMG-20140719-WA0046

Scrambler standı…yavru sarı kutunun içinde doğmayı bekliyor…

O bir Vintage değil, modern bir motosiklet…

İlk günün acemeliklerinin en büyüğü, benden daha sonra büyük hayır duası almış emanet bölümlerinden haberdar olmamam. İlk gün boyunca, elimde kask, mont, ayağımda kevlar pantelon ter içinde tavaf ediyorum alanı. Diğer günler emanet alanlarında genç arkadaşlara elimde ne varsa teslim edip, ayağımda terliklerim ve şortumla kuşlar gibi geziyorum.

Tudor Drag’ı da izleyip ilk gün sonunda, otelde kendimize geliyoruz ve geceki Scrambler Partisi hedefe konuyor.

İkinci günden bir demet…

Gigi ile…

DSC_0038

Superbike çadırından…

DSC_0041

DSC_0042

DSC_0045

DSC_5050

DSC_5051

DSC_5059

Efsanelerin sürüşünden sonra imza alıp, 2 satır sohbet için, takım garajları ile tırları arasında konuşlanıyoruz, GP pilotları ortada yoklar, bir ara Dovi’yi tırdan çıkıp, kimseyle gözgöze gelmeme gayret ederek, koşar adımlarla garaja girerken görüyorum birkaç mt ötemde, “lan, dur” diyene dek, buhar oluyor çocukcaaz.

Xaus, Canepa, Davies yakınımda ama öyle dalgalı bir kalabalık var ki, ne yaklaşabiliyorum, ne de adam gibi bir kare alabiliyorum.

O anda tanıdık bir yüz :) , “selam, Carlos, Ducatistanbul’dan merhaba! ” diyorum,
” selam, selam…. ah bir dk seni hatırlıyorum” diyor, bu arada o da artık sıkılmış belli, bir an önce scooter’ı ile ortamdan uzamak istiyor, motor sehpadan indiğinde sağ ayak başparmağımda inanılmaz bir acı, Carlos’un scooter’ı parmağımın üstünde, fena canım yanıyor, hatta, “parmağı bıraktık herhalde” diyorum ama o sayede “kırılan parmağım hatrına bir kare” deyip, son fotoğrafı benle çektiriyorum…

DSC_0061

Outlet’te alışverişteyken dışarda beni bekleyen Aga’ya tekrar, ayrı teşekkürlerimle…

DSC_5071

DSC_5073

O sırada Troy Bayliss’i görüyoruz, hemen ekip olarak yanında konuşlanıp, bir kare, ağzım kulaklarımda ama bir kişi fotoğrafta yok, kimmiş o be Aga :) ?

Pazar günü, başkan, aga, Burak ve Göksel’i yolcu ediyoruz Yiğit’le…

Ver elini San Marino… SM Rimini’ye 25 km mesafede bir mekan, yola çıkarken ” ulan bunlar cumhuriyet, pasaport falan alalım” deyip yükleniyoruz ama bunların hiçbirine gerek yok. Rimini’den tabelaları takip edip, inanılmaz bir asfaltın bize eşlik ettiği SM caddelerine yarım saat gibi bir zamanda ulaşıyoruz. Evet, Arnavutluk ve Makedonya haricinde çok iyi yollarda gittik ama SM gerçekten ayrı bir gezegen…

DSC_0063

DSC_0064

DSC_0069

Hayatımda yaşadığım en keyifli tırmanış ertesi kale’ye varıyoruz,

DSC_0091

Diablo’dan çıkmış sokakları ve ortaçağ kıyafetli ev sahipleri ile bir anda 500 yıl geriye gidiyoruz…

DSC_0072

DSC_0077

DSC_0080

DSC_0085

DSC_0088

İstanbul’un gerçekten de o kadar güzel mi olduğuna dair şüphelerimiz derinleşirken, Rimini Old Town’a uğruyoruz Ancona öncesi..

DSC_0094

Sevgili Yiğit kardeşim beni kırmayıp, festival alanına son kez bana eşlik ediyor, WDW t-shirt’ümü kapıp,hemen yola çıkıyoruz. Tekrar teşekkürler Yiğidim…

Ancona öncesi benzin derdindeyim ama küçük istasyonlar Pazar günü olduğundan kapalı ve pompalar kredi kartı değil, nakit istiyorlar ve son olarak da İtalyanca yazılan yazıdan benzinin o gün için bittiğini öğreniyoruz.

Yaradana sığınıp otobana çıkıyoruz, ışığım henüz yanmadı ama eli kulağında, neyse ki çok geçmeden Konfederasyon Gemisi büyüklüğünde bir istasyona denk geliyoruz. depolar dolar, gaz köklenir…1 saatten az sürede İtalya’daki son gecemiz için Ancona’dayız.

DSC_0095

DSC_0096

DSC_0099

Güzel bir süpriz, yüzümüzde bir gülümseme yaratıyor

DSC_0098

Otelimize yerleşiyoruz, semtimiz pek iç açıcı değil ve şehrin geri kalanı da ölü durumda.

DSC_0102

DSC_0103

Neyse ki merkeze vardığımızda enfes bir restoranda, güzel bir yemek yiyip, otele varıp günü bitiriyoruz.

Ertesi gün biletleri hazırlayıp, dönüş feribotumuza geçiyoruz…

DSC_0105

Split- Ancona feribotunun halinden sonra, yüzümüz fena halde gülüyor.

9 günün sonunda biraz yoruldunuz mu ayaklarım?

DSC_0108

DSC_0109

Ertesi sabah, 6’ya doğru uyanıp, Igoumenitsa’da inmek üzere Yiğit’e eyvallah diyorum…

DSC_0111

Gün doğumu beni karşılıyor…

DSC_0115

350 km’de iki benzin ve ihtiyaç molası sonrası, 9 30 gibi Selanikteyim, sora sora yarım saate Ata’nın evine ulaşıyorum, heyecan dorukta…

DSC_0122

Ata’yı ziyaret sonrası saatim 10 30 civarında, ilk planımda Tourist Otel’de o günü devirmek var ama “ben bu yolu deviririm arkadaş” deyip, gazı açıyorum.

DSC_0123

16:00 civarında İpsala’dayım, Tekirdağ’da son kez benzin için durup, artık finiş öncesi son düzlüğe çıkıyorum.

17:30, Silivri, Uyum Kent tesislerine vukuatsız varış :) , beni Çarşamba bekleyen eşime ve Masal’a bir gün önce kavuşmanın mutluluğu…

DSC_0008 (2)

Silivri’de birkaç gün dinlendikten sonra 749’u İstanbul’a çekip, bu büyük macerayı, -öncelikle kazasız belasız- bir sonrakini planlamak üzere noktalıyorum….

DSC_0011 (2)

Arz ederim :)

13 May2014

Ducati Müzesine Sanal Ziyaret

by Tufan Vardar

4034964880_1f4031e1b7_o

Ducati sadece bir motosiklet markası değildir. Kalplere hitap eden , geleneklerine bağlı ama bir o kadar da yenilikçi  ürünleri barındıran bir tutku markasıdır. Bu markanın köklü tarihine şahit olamayanlar üzülmesin. Bologna ‘da geçmişten günümüze önemli Ducati modellerinin sergilendiği bir müze bulunuyor.  Ducati müzesi dünyanın dört bir yanından gelen, senede 60.000 ‘in üzerinde ziyaretçiyi ağırlıyor.  Müzede 40 ‘dan fazla  Ducati ‘nin kilometre taşı niteliğinde motosiklet bulunuyor. Bunların birçoğunu yollarda görmemiz neredeyse imkansız. Bunun yanında kupalar ve efsane isimlerin yarış ekipmanları gibi değerli eşyalar da bu müzede sergilenmekte.  Bu satırları okuyacak kadar Ducati ile ilgiliyseniz eminim siz de benim gibi o müzedeki havayı solumak için can atıyorsunuzdur. Fakat malum, oturduğumuz yerden Bologna ‘ya gitmek o kadar da kolay bir iş değil. Bunu düşünen Ducati yetkilileri teknoloji devi Google ile işbirliğine gidip bizlere müzeyi sanal olarak gezme imkanı sunmuş. Elbette gidip görmenin yerini tutmayacaktır. Yine de bir fikir vermesi açısından bu sanal tura katılmanızı öneririm.    http://goo.gl/23K74F

1269911150_1d4f9dc0f1_o

12 May2014

Efsaneler Serisi Bölüm – 1 : Foggy

by Tufan Vardar

fogarty

Geçen ay Massimo Tamburini ‘ye veda için hazırlamış olduğumuz yazı büyük ilgi görmüştü. Bu sebeple Ducati markası ile özdeşleşmiş isimlerden bahseden bir yazı dizisi oluşturmaya karar verdik. Köşemizin ilk konuğu bir yarış efsanesi Carl Fogarty oluyor.

Carl George Fogarty 1965 senesinde İngiltere ‘de dünyaya geldi. Bazılarımız onu Foggy lakabı ile hatırlayacaktır. Yarıştığı dönemde özellikle viraj içindeki akıl almaz hızı ve agresif, rekabetten çekinmeyen sürüş tarzı  ile toplamda 59 galibiyetin sahibi oldu. 1994, 1995, 1998 ve 1999 senelerinde ise WSBK dünya şampiyonluğunu elde etti. Dünya çapındaki üstün başarıları sayesinde İngiliz Kraliyeti tarafından MBE ünvanına layık görüldü.

1985

Isle of Man TT ile amatör olarak yarışmaya başladı. Bundan sonraki senelerde toplamda 26 kez bu etkinlikte start aldı.

1988-1990

Profesyonel yarış hayatına motosikletler için Formula 1 şampiyonasında başladı. 3 kez ardarda şampiyon oldu. WSBK  etkinliğinin başlaması ardından bu kategori, tarihin tozlu sayfalarındaki yerini aldı. Bu tarihten sonra MotoGP ‘de yedek sürücü olarak birkaç kez start aldı.

1991

WSBK arenasındaki kariyerine  Niel Tuxworth ‘ün  takımı ile Honda üzerinde başladı. Sezonu 7. olarak Kapattı

1992

Donington Park pistinde ilk birinciliğini elde etti. Fakat takım dağıldığı için tüm yarışlara katılamadı ve  sezonu ancak 9. sırada tamamlayabildi. Aradaki boşlukta  Harris Yamaha 500 GP motosikleti ile MotoGP ‘de yarıştı ve Macau yarışında birinci oldu. Isle of Man TT ‘yi, Yamaha 750 ‘si  ile 18 dk, 18.8 saniye ‘de tamamlayarak 7 sene boyunca kırılamayacak bir rekora imza attı.  (ortalama 198.93 km/s ). Aynı sene içerisinde Kawasaki takımı için  LeMans dayanıklılık yarışlarında da yer aldı.

fogarty2

1993

Ducati fabrika takımı ile anlaşma imzaladı. Bu sayede kendi gösterme fırsatı buldu. Önceki sezon tüm yarışları kazanarak şampiyon olan güçlü rakibi Kawasaki pilotu Scott Russell ile başa baş çekişti. Fogarty, Amerikan rakibinden daha fazla yarış kazanmış olsa da (11-5)  puan olarak geride kaldı. Çünkü Russell sezon boyunca tam 12 kez 2. olmuştu. Sonuç olarak Fogarty Ducati takımıyla ilk senesinde ikinci olmakla yetindi.  Ayrıca bu sene içinde İrlanda ‘da düzenlenen North West 200 sokak yarışında Ducati 888 ile zaman ve hız rekorunu kırarak birinciliği elde etti.

1994

Bu sene Fogarty ve Ducati için bir dönüm noktası oldu. Fogarty geçen sene ucu ucuna kaçırdığı ünvana susamış bir haldeydi. Ayrıca yepyeni motoru Ducati 916 ile hiç olmadığı kadar iddialıydı. Yine de şanssızlıklar peşini bırakmadı. Kaza yapıp bileğini kırmasına rağmen. Sezon sonuna kadar pes etmedi ve ilk şampiyonluğuna ulaştı.

1995

Sezonun ilk 8 yarışının 6 ‘sını kazanarak rakiplerine gözdağı verdi. 24 yarışlık sezonun bitimine 5 yarış kala şampiyonluğunu ilan etti.

1996

Honda fabrika desteğini arkasına alan ilk takımı Tuxworth ‘e geri döndü. Honda RC45 ile 4 yarış kazanmasına rağmen istikrarsız bir profil çizdi. Sezon sonunda dördüncülük ile yetinmek zorunda kaldı.

1997

Ducati ‘ye geri dönmeye karar verdi. Sezonu Honda pilotu John Kocinski ‘nin ardından ikinci olarak tamamladı.

1998

Troy Corser and Aaron Slight ‘ın gerisine düşmesine rağmen sezon sonunda şampiyonluğu elde etti.

fogarty3

1999

Foggy ‘nin şampiyonluğa ulaştığı son seneydi.

2000

Milenyum senesi Fogarty için uğursuz geçmişti. Philip Island yarışında Robert Ulm ile çarpıştı. Çeşitli kırıklar yüzünden uzun bir sakatlık dönemi geçirdi. Özellikle omuz bölgesinde oluşan rahatsızlığının ardından bir daha yarışacak gücü elde edemedi. Ducati takımı onun yerine Avusturalyalı pilot Troy Bayliss ‘i getirdi.

2001

Fogarty inzıvaya çekilmişti. Şampiyonun dinlenmesi gerekiyordu. Fakat o, yarışlardan ve pistlerden bir türlü uzak kalamıyordu. Artık yarışamasa da bir şekilde padock havasını solumak istiyordu. Bu yüzden yarış takımı patronluğuna soyunacaktı.

2002

Malezya ‘lı Petronas firmasını arkasına alarak Foggy Petronas yarış takımını kurdu. Bu sırada Ducati, ismine özel bir motosiklet serisi üretti.  Monster şasisi üzerine oturtulmuş bir 916 SBK motorunu barındırıyordu.  Monster S4 Foggy Edition ‘dan sadece 300 adet üretildi.

6184453248_e3bc3d1792_b

2003

Kendi üretimleri 3 silindirli Petronas FP1 ile WSBK arenasında yer aldılar. Sürücülerden biri, eski takım arkadaşı Troy Corser diğeri ise James Haydon idi. Fakat motosiklet beklenen performansı bir türlü sergileyemedi.  2006 senesine kadar birkaç podyum ile yetinmek zorunda kaldılar. Daha sonra Petronas desteğini çekti.

2007

Takımında Ducati ‘lerle yarışma kararı aldı, fakat bunu gerçekleştiremedi.

2008

MV Agusta  fabrika takımının başına geçecekti fakat bu proje de hayata geçirilemedi.

Fogarty son olarak  İngiliz motosiklet yayın organı MCN ‘de yarış yorumları ile boy gösterdi. Şimdilerde kendisini twitter üzerinden takip edebilirsiniz. https://twitter.com/carlfogarty

İlginçtir ki Fogarty Kendi seyircisinin önünde yarıştığı Brands Hatch pistinde bir türlü beklenen başarıya ulaşamadı . Bu pistte 1995 senesine kadar birincilik elde edememişti. En sevdiği pist ise Assen ‘di. 1995-1999 seneleri arasında bir yarış dışında Assen ‘de hep birincilik elde etmişti.  O dönemde İngiliz taraftarlar onu Hollanda ‘da izleyebilmek için peşisıra feribot kaldırırlardı.

Foggy yarışmak için doğmuştu. Kendisi motosiklet dünyasında gerek sokak yarışlarında, gerekse fabrika takımlarında başarıya ulaşmış az sayıda sürücüden biridir. Özellikle Ducati camiasının gelmiş geçmiş en iyi pilotlarındandır. Ducati müzesinde kendisine ayrılan özel bir bölüm bulunuyor. Bologna ‘ya gitme şansınız olursa şampiyonluk kazandığı motosikletleri görebilirsiniz.

 2978170548_bd611a3f53_o

07 Nis2014

Elveda Tamburini

by Tufan Vardar

20140407024147 (1)

Ducati tarihinde önemli bir yeri olan Massimo Tamburini, 71 yaşında akciğer kanseri nedeniyle hayata gözlerini yumdu.

Çocuk yaştan itibaren motosiklet tasarlamaktan başka hiçbirşey düşünmüyordu. Bu tutumu ailesi tarafından takıntılı olarak nitelendirilip hoş karşılanmasa da, o hayallerinin peşinden gitmeye devam etti.

1971 senesinde  MV Agusta 750 sport için tasarlardığı şaşiyi kendi elleriyle işleyerek hayata geçirdi.

1973 senesinde Valerio Bianchi, and Giuseppe Morri ile birlikte Bimota ‘yı kurdular. Bimota ismi üçünün soyadlarının ilk iki harfinin birleşiminden oluşuyor.

Tamburini ‘nin Bimota ‘yı kurduğu sıralar uygulamak istediği tasarım ilkeleri şu şekildeydi. “İdeal bir motosiklet 750 cc olmalı. Yine de  1000 ‘lik  gibi güç üretebilmeli ve bir 500 ‘lük  kadar hafif olmalı. Bir yol motosikletinde çok fazla güce ihtiyacınız yok, hafif olması daha önemli. “

Bimota ile olan 11 senelik birlikteliğin ardından Roberto Gallina ‘nın GP yarış takımında yer aldı.

Daha sonra Claudio Castiglioni tarafından Cagiva grubunun bünyesine katıldı. Cagiva grubu MV Agusta  ve Ducati markalarından oluşuyordu.

Burada Ducati Paso 750 ile ilk Ducati tasarımını gerçekleştirmiş oldu.

6725af8faca4e90eab338c4620b00124

Fakat adından en çok söz ettiren çalışması hiç kuşkusuz Ducati 916 serisi olmuştu. Bu şaheser tasarım 90 ‘lı yıllarda Ducati ‘ye hayranlıkla bakılmasını sağlamıştı. Birçok motosiklet otoritesi tarafından tüm zamanların en şık motosikleti olarak kabul ediliyordu. Tasarım o kadar başarılıydı ki , 10 sene gibi bir süre kadar çeşitli motor seçenekleri ile güncelliğini korudu.

916  tasarımını Cagiva Mito 125 ile de kullandı. Böylece belli bir tecrübeye ve bütçeye sahip olamayan sürücüler de  pistlerde ön sıralarda boy gösteren şık bir motosiklete sahip olma imkanına erişti.

916

Cagiva grubu 1996 ‘da Ducati ‘yi elinden çıkardı. Tamburini , Cagiva çatısı altında MV Agusta ile tasarım çalışmalarına devam etti.

2000 ‘li yılların başında Tamburini , Ducati ‘nin ST2 serisini şu sözlerle eleştirmişti: “ST2 Japon motosiklet anlayışının izinden giden bir proje. İtalyanlar bu şekilde yapmamalı.”  Ducati , bu sözleri dikkate almış olabilir, çünkü sport touring serisinin üretimine devam edilmedi.

Tamburini son yıllarda MV Agusta F4,  Brutale ve F3  modellerine imza atmıştır.

Hayatını sadece motosiklet tasarlamaya adayan. İlkelerine bağlı,  işine büyük bir tutku ile sarılan, motosiklet sökmeye takmaya eli yatkın ve  açık sözlü  bir insandı. Hayranlık duyduğumuz motosikletleri bizlerle buluşturduğu için kendisine teşekkür ediyoruz. Ruhu şad olsun.

tamburini

15 Mar2014

Ducati Diavel Makyajlandı

by Tufan Vardar

schermafbeelding-2014-03-08-om-01.10.57

Geçtiğimiz günlerde 84. sü düzenlenen Cenova Uluslararası Motorsiklet Fuarına katılan ziyaretçiler, makyajlanmış Diavel ‘i görme şansına eriştiler. 2014 ‘ün ikinci yarısından itibaren yollarda görebileceğimiz yeni Diavel, ilk bakışta ledlere sahip modern bir far tasarımı ile dikkat çekiyor. Biraz daha incelediğimizde ise egzoz sisteminin  yenilendiği gözümüze çarpıyor. Egzozların yeni tasarımı daha önce ekstra olarak ücretlendirilen Termignoni modellerine benzer bir şekle bürünmüş. Bunun yanında yeni radyatör kaplamaları ve gidon yükselticisi değişikliğe gidilen diğer detayları oluşturuyor. Diavel ‘in 162 bg gücündeki  o bildiğimiz güçlü motorunda geliştirilmiş hava girişi ve egzoz çıkışı gibi bir takım değişikliklere gidilmiş. Bu sayede sürüş keyfinin daha da artacağı iddia ediliyor. Ducati lansman mesajı olarak ” Don’t Call Me a Cruiser” sloganını kullanıyor. Alçak oturuş pozisyonu ve kaslı yapısı itibari ile onu cruisera benzetenler olabilir. Bu yüzden Diavel ‘in sürüş dinamiğinin bir cruiserdan çok öte olduğunu vurgulanmak istenmiş.

13 Kas2013

Gerçek dünyada mağrur bir rock yıldızı…

by Balago Zanis

Bir düşünüyorum da acaba annemle ne kadar ortak yanım var diye? Sandığınızdan daha da az ama en azından 2013’ün ilk aylarına dek ortak noktamız, Ducati 749/999 kasasının enfes görünüşte ama özellikle de benim sürüş beklentim için fena halde dikenli olacağı idi. Ne muazzam bir yanılgı.

İstemeden ayrıldığım Multistrada 1000 DS’im sonrası motosiklet tercihlerim netleşmeye başlıyordu ama 38 yaşında, daha önce bu disiplinde en ufak bir deneyimi olmayan ve grenajlı motosikletleri sadece park halinde seven bir sürücü olarak bir 749 sahibi olmak aklımın ucundan geçmiyordu. Ne demişler, “asla asla deme”. Kaderin cilvesi mi, yoksa yüreğinin sesini dinleme mi diyelim, orasının çok da bir önemi yok. Bir öğle vakti yıllarca uzaktan izlediğim bu güzelliğin anahtarını avuçlarımda buldum. İlk km’ler… tam bir algı karmaşası, “bu aynalar da neyin nesi, şu 750’lik makineyi bir okuyabilsem, Allahım bu grenaj ne kadar da şık bir şeymiş ” derken bir hafta sonunda 749 S’imden belli bir verim almaya başlamıştım. Bu arada deneyimlerimi bir güzelleme değil de gerçek bir yaşanmışlık olarak aktarma niyetindeyim ama hatırladığım hiç nahoş bir an da yok ki…

Modelin geçmişine kısa bir bakış atacak olursak, Tamburi’nin 916’sının selefi, 999’un biraz daha uysal kardeşi olarak düşünülmüş, Pierre Terrablanche’ın elinden çıkma, Multistrada, Hypermotard ve Sport Classic serisi gibi, gerçek dünyada kimsenin aslında gerçekten ihtiyaç duymadığı ama en ilkel dürtülerimize hitap edip, bizde ona sahip olma dürtüsü uyandıran,  bir yaratımdı. Tasarımının öğeleri bugün bile tartışılıyor ama ben hangi tarafta olduğumu 7 yaşında bir motosikleti gözü kapalı satın alarak belli ettim sanırım.

Her ne kadar dünya şampiyonluğu kupalarını gururla saklayan kaslı abisi 999 kadar etkileyici bir yarış kariyeri olmasa da, 749 dinamizmi ile ne istediğini bilen birçok sürücünün tercihi oldu. Baz modelin eski 748’den türetilen, 749cc’lik Testastretta motorunun ürettiği 109 bg ertesinde, 116 bg’lik 749 S ve 121 bg’lik 749 R seriye enerji getirdi. Giriş modeli olan 749 ile arasındaki yapısal farklılıklara gelince, 999 factory’den alınan arka maşa, 23.5 ya da 24.5 derece olarak ayarlanabilen ön çatal açısı, 1 kg hafifletilmiş grenaj, yüksekliği ayarlanabilir peg’ler ve elektrik sistemindeki iyileştirmeler sürücüsünü özel hissettiriyor. Peki, bu kadar sayısal bilgi yeter, sıra yaşanmışlıklarda.

749 sahibi bir arkadaşım yıllar önce bana, “ bu sürüş pozisyonu göründüğü kadar radikal değil, deneyince anlayacaksın ” dedikten sonra bile bir SS motosikleti kendime yakın bulmuyordum ve geleceğimi bir süpermoto’da hayal ediyordum. Fakat, 749 S’imle kat ettiğim 6500 km sonrası aklımda kalan tek pişmanlık, ona neden daha önce sahip olmadığım. Cadde, otoyol ve tur karakteri olarak  nitelendirmek gerekirse, 749 S İstanbul’un kaotik trafiğinde özellikle de, küçük boyutları ve 6000 dd civarında sunduğu ve bugüne dek duymadığım dolgun bir hırıltı eşliğindeki, enfes tork sunumu ile sizi zor durumda bırakmıyor.

Devir saatinin 2. yarısındaki güç patlaması ise, sizi istediğiniz noktaya rahatlıkla ışınlıyor. Sürüş pozisyonu, bacakların ve kolların konumları sebebiyle oldukça radikal ve sportif ama ilginç şekilde rahatsız değil. Görünüşe göre Ducati mühendisleri, 748, 916 sahiplerinin, motosikletlerinin pistte harika ama cadde’de yorucu makineler olduklarına dair notları dikkate alıp, derslerine çalışmışlar.

Yaz’ın en çılgın sıcaklarında trafikte kaldığınızda, zaman zaman 100 103 derece kadar çıkan soğutma suyu ısısı, bu hafiften serin günlerdeki seyirde 70 derece ve çok talihsiz bir anınızda trafiğe saplandığınızda 90 derece civarında geziniyor. Gösterge paneli bugün bile avangart kalan sunumunda, tur ve toplam km bilgileri yanısıra, akü şarj seviyesi, hava ısısı ve tur zamanı gibi faydalı bilgileri sunuyor, tur zamanını menüden seçtikten sonra, marş düğmesinde başlatıp, durdurabiliyorsunuz.

Otoban sürüşlerinden bahsedersek, 749 S doğası gereği hızlandıkça ve size daha çok güven veren bir motosiklet. Hatırladığım birçok sürüşümde, 180 200 km civarında seyrederken, 749 S’in kendinden emin, rahat ama gevşeklikten daima uzak ve sizi daha da hızlı gitmeye teşvik eden hali keyif vericiydi.

Esneklik ve son hızdan kısaca bahsedecek olursam, 749 S, motor devirlerini akıllıca doldurup hızlandığınızda 240 km/s civarındaki bir sürate zorlanmadan ulaşıyor ve henüz çıkmadığım fabrika verisi olan 260 km/s’lik süratine de rahatlıkla ulaşacağını gösteriyor. Devir saatinde kırmızı bölge olmadığından ya aynı zamanda immobiliser ışığı görevini de gören vites uyarı ışığı takip edeceksiniz, ya da 11.000 dd civarında sizi tatlı şekilde sarsacak limitöre hazırlanacaksınız. Son vites olan 6’da gazı kökleyip yaptığınız son hız denemelerinde ise makine 220 km/s saatin 1 km üstünde çıkmıyor. Peki ya, yavaşlama yeteneği?

Bugüne dek birçok Ducati’de Brembo fren kullandım ama bu seri, 7 yaşındaki teknolojilerine rağmen bugüne dek kullandığım en tepkili ve dozajı rahat ayarlanabilir sistem. 749 S’in orta uzunluktaki bir gezi rotası sonrası size hissettirdiklerini mi soracaksınız şimdi? Kısaca cevaplıyorum, 1.73 boyunda ve 80 kg ağırlığında bir sürücü olarak Monster sürücüleri ile yaptığım gidiş dönüş 250 km civarında, otoban ve B tipi yolların katedildiği geziler ertesinde, onlardan daha yorgun değildim. 749 S’in olmayan bagaj kapasitesi tabii ki, herhangi bir tartışma konusu olmaz ama uygun bir depo üstü çantayı yanıma alıp, 2. çantamı da kalender bir tur sürücüsüne emanet ettikten ya da sırtıma taktıktan sonra , uzun yol planlarımı kızım biraz büyüdükten sonra devam etmeyi düşünüyorum.

Son olarak yakıt tüketimine gelirsek, 15 lt’lik depo son 3 lt’de uyarı ışığını yakmadan önce, benim kullanımımla, şehir içinde 160-170 km , şehir dışında ise 180 190 km arası bir menzile sahip.

Umarım deneyimlerim, kesinlikle tekrar keşfedilmeyi hak eden bir motosiklet hakkında sizlere biraz fikir vermiştir. Son söz olarak eklemek istediğim, 749 S’in sportifliğe olan eğilimini, imkanları içerisinde çok yönlü şekilde sürücüsüne sunduğu. Gerçek dünyada, birkaç yıl öncesinin SBK teknolojisini, elektronikten uzak motosikletlerin son nesillerinden birinde yaşamak istiyorsanız, 749’a buyurun.

fotoğraf

04 Kas2013

Yepyeni bir Monster

by Tufan Vardar

M-1200S_2014_Amb-03_R_1920x1080.mediagallery_output_image_[1920x1080]

Yirmi seneyi aşkın bir süredir gönüllerde taht kuran Monster serisi baştan aşağı yenilenerek Milan ‘da düzenlenen EICMA 2013 uluslarası motosiklet fuarında karşımıza çıktı.

İlk göze çarpan yenilik sıvı soğutmalı bir motor barındırıyor olması. Ducati, Monster ailesinde sıvı soğutmalı bir motora en son 2008 senesinde S4RS  modelinde yer vermişti. Fuarda sergilenen 2014 Ducati Monster 1200  modelinde mevcut ürün gamındaki superbike teknolojisinden yola çıkılarak tasarlanan 1198cc hacmindeki bir Testastretta 11° üniteye yer verilmiş. Bu motoru Multistrada ve Diavel modellerinden de tanıyoruz. Ducati mühendisleri aynı motoru Monster için elden geçirerek daha çok orta devirlerdeki tork eğrisi gözönünde bulundurulacak şekilde sunmuşlar. Yeni Monster ‘ın 135 HP ‘lik gücü 182kg olan kuru ağırlığının üstesinden rahatlıkla gelecektir.

M-1200S_2014_Amb-09_R_1920x1080.mediagallery_output_image_[1920x1080]

Daha fazlasını isteyenler için 145 HP gücünde bir S modeli de bulunuyor. Bu model  Öhlins süspansiyon sisteminin altın sarısı renkleri ile hemen göze çarpıyor. Daha hafif jantlara sahip bu modelin fren sistemi ise, 330mm disklerle ve Brembo  M50 radyal kaliperlerle donatılmış. S modeli son olarak karbon fiber ön çamurluğu sayesinde kendisini standart modelden ayıracak.Bahsetmiş olduğumuz veriler sayesinde şimdiye dek üretim bandından çıkan en güçlü Monster ile karşı karşıya olduğumuzu rahatlıkla söyleyebiliriz.

M-1200S_2014_Amb-05_R_1920x1080.mediagallery_output_image_[1920x1080]

Yeni Monster sadece motor gücü ile değil , LCD ekranından kontrol edebileceğimiz Ride by Wire sürüş modları, 8 kademeli çekiş kontrol sistemi ve 3 kademeli ABS seçenekleri sayesinde sürüş tecrübesini birkaç adım öteye taşıyacak.

Şasi tasarımı bakımından da radikal bir tutum söz konusu. İlk Monster ‘da baştan sona Trellis olarak adlandırılan boru tipi şasi kullanılıyordu.  Daha sonraki modelde şasi tasarımının yarısı aluminyum döküm olacak şekilde tasarlanmıştı. Bu son tasarımda ise tıpkı Panigale ‘de olduğu gibi motor bloğu şasinin bir parçası olacak şekilde dizayn edilmiş.Ön bölümde bulunan Trellis yapısı sadece ön çatalları ve gidonu taşıyıcı görevini üstlenmiş durumda. Yine arka tarafa uzanan diğer bir yarı-şasi de kuyruk ve sürücüyü taşımak için bulunuyor. Arka tekerleğin tek bir maşa tarafından tutuluyor olması görselliği destekler nitelikte.

M-1200S_2014_Amb-01_R_1920x1080.mediagallery_output_image_[1920x1080]

Motoru büyüyen canavarımızınn yakıt deposu da unutulmamış. 17.5 litrelik metal depo hem kaslı bir görünüme sahip hem de önceki modellere göre çok daha fazla yakıt alıyor.  Depo tasarımında bir önceki modelden çok, orjinal modelden esinlenilmiş olduğu gözlerden kaçmıyor.  Far tasarımını da gözönünde bulundurduğumuzda, tasarımda bir köklere dönüş havası hakim diyebiliriz.

İlk çıktığı sıralarda “Less is more” gibi minimalist bir yaklaşımla beğeni kazanan Monster ailesi bu felsefeyi elinin tersiyle itmiş durumda. Bundan böyle o hiç olmadığı kadar kaslı , hiç olmadığı kadar donanımlı ve yine hiç olmadığı kadar şık bir şekilde karşımıza çıkıyor.

 

Yazardan Tahminler:

2014 Haziran ayında ülkemizde olacak.

Monster 1200 S modelinin fiyatı Multistrada ‘nın düz modeli ile kafa kafaya olacak.

821 cc hacmindeki daha ulaşılabilir bir model 2014 yılı içerisinde duyurulacak.

18 Eyl2013

Ducati Alstare Takımını Ağırladık

by Tufan Vardar

9e11c69f-934

Daha önceden Formula 1 ve MotoGP ‘ye ev sahipliği yapan Istanbul Park uzun süredir böylesine büyük bir organizasyona kapılarını açmıyordu. Henüz bundan birkaç ay önce World Superbike yarışlarının bir ayağının Istanbul ‘da gerçekleşeceği açıklandığında bizler için heyecan verici bir sürpriz olmuştu. Birçoğumuz WSBK yarışlarını ilk kez canlı olarak izleme fırsatına erişecekti. Bu büyük güne doğru geri sayarken Ducatistanbul ekibi olarak unutulmayacak bir hatıra yakalama fırsatının peşindeydik.

Bir hayali gerçekleştirmek adına yarış için İstanbul ‘a gelen Ducati Alstare ekibini ağırlamak istiyorduk. Bu amaçla takımla yaptığımız görüşmelerimiz olumlu geçti. Kendileri bizim hevesli tutumumuza karşı oldukça ilgili yaklaştılar ve bizlerle bir imza etkinliği yapmayı kabul ettiler.  Uluslarası arenada Ducati camiasına son sampiyonluğunu tattıran efsanevi İspanyol pilot Carlos Checa ve ünlü İtalyan pilot Ayrton Badovini ile tanışma fırsatı artık daha gerçekçi bir hal almaya başlamıştı. Artık hazır olmalıydık.

11 Eylül 2013 Çarşamba günü gerçekleştirdiğimiz etkinliğe ilgi büyüktü. Boğaz manzaralı Oba Restaurant ‘ın otoparkını tıklım tıklım dolduran Ducati ‘ler bunun en büyük göstergesiydi. Birçok üyemizle beraber Motoron dergisi editörü Ahmet Köseoğlu ,  Eurosport spikeri Yiğit Top ve yine televizyonlardan “Altın Elbiseli Adam” olarak tanıdığımız Barkın Bayoğlu da bizlerle birlikteydi. Alstare Takımı  yarış motosikletlerinden birini mekanda dekor olarak kullanabilmemiz için kulübümüze emanet etti.  Bizler de bu heyecan verici makineyi restoranın içine kadar sokup yanımızdan hiç ayırmadık. Bu sayede ziyaretçilerimiz bu özel motosiklete dokunma ve hatta üzerinde fotoğraf çektime imkanına eriştiler.

İmza etkinliği çok renkli geçti. Katılımcılar kaskını , şapkasını veya tshirt ‘ünü imzalattırmak için kuyruk oluşturdu. Hatta aramızdan bazıları motosikletinin deposunu ve çamurluğunu söküp imzalattırmak için yanında getirmişti. Bunun yanında etkinliğe katılan herkes imzalı posterlere de sahip oldu.

Geçtiğimiz senelerde MotoGP ‘de yarışmak için İstanbul ‘da bulunan Carlos Checa , üzerindeki yoğun ilgiye rağmen rahat ve samimi tavırları ile hayranlarının ilgi odağı oldu .  Ayrton Badovini ise bu denli büyük ilgi ve alakayı şaşkınlıkla karşıladı. Bu yoğun ilginin karşısında  halinden gayet memnun görünüyordu. İmzaların ardından kendilerine teşekkür amaçlı verdiğimiz plaketleri ve hediyelerimizi takdim ettik.

Alstare ekibindekiler etkinlik sırasında birçok üyemizin giymiş olduğu kulüp  t-shirt ‘lerini çok beğendiklerini dile getirdiler.  Bizler de jest amaçlı kendilerine birer T-Shirt armağan ettik.

Daha sonra Oba Restaurant ‘tan ayrılarak  tüm takımı yanımıza alıp  tekne ile boğaza açıldık. Bir sonraki durağımız  Çengelköy ‘de bulunan Rigel Restaurant ‘tı. Ne de olsa İstanbul ‘a gelip de rakı içmemek olmazdı. Boğazın ışıkları eşliğinde güzel bir yemeğin ardından geceyi noktaladık.

10 Eyl2013

Minigale Görücüye Çıktı

by Tufan Vardar

899

1199 Panigale ‘nin çıktığı günden bu yana merakla beklenen düşük hacimli kardeşi sonunda resmi olarak tanıtıldı. Görsel olarak abisine çok benzeyen 899 Panigale ‘yi ilk bakışta ayırabilmek için arka tekerleğin olduğu bölüme bakmanız yeterli olacaktır. Birçok Ducati modelinin aksine 899 ‘un arka tekerleği çift maşa tarafından sabitleniyor. Üretim maliyetini düşürmeyi hedefleyen bu unsur birçoğumuzun hoşuna gitmeyecektir.  Neyse ki teknik özelliklere baktığımızda oldukça doyurucu bir tablo ile karşı karşıya kalıyoruz.

l5

“Superquadro ” olarak adlandırılan 898 cc hacmindeki yeni nesil Ducati motoru 148 HP güç üretiyor. Motor bloğu tıpkı büyük versiyonunda olduğu gibi motosikletin şasisi görevini görüyor. Monokok gövde tasarımı sayesinde motosikletin kuru ağırlığı sadece 169 kg ‘dan ibaret. Bu veriler bize 899 Panigale ‘nin hafif siklet performansından çok daha fazlasını sunacağı fikrini veriyor.

l4

Tek model seçeneği ile karşımıza çıkan bu minik Panigale “ride by wire” sürüş modlarını , DQS hızlı vites geçiş , kademeli ön-arka ABS  ve DTC çekiş kontol sistemlerini bünyesinde barındırıyor. Öhlins süspansiyona sahip bir S modeli henüz mevcut değil.  Şimdilik sadece iki renk seçeneği bulunuyor. 899 Panigale ‘yi tercih edecekler siyah jantlara sahip kırmızı veya kırmızı jantlara sahip beyaz modelinden birini seçme şansına sahipler. Türkiye fiyatının 18.000 euro civarında olacağını tahmin ediyoruz.

Sayfalar:«1234567»